ALLAH DUALARA İCABET EDENDİR

Dua Rabbimiz'in Rahman ve Rahim isminin çok üstün bir tecellisi, müminlere çok büyük bir lütfudur. Çünkü insan Allah'a dua ederek samimi imanını, sevgisini ve korkusunu ifade edebilir. Tek dost ve veli olarak O'na teslim olduğunu, yalnızca O'ndan medet umup O'ndan yardım dilediğini gösterebilir. Din ahlakından uzak toplumlarda, Allah'a dua etmek çeşitli batıl inanç ve hurafelerle zorlaştırılmıştır. İnsanlar, her an Allah'a yönelebilecekleri halde, bunun için zamanlar belirlemiş veya araya aracılar koymuşlardır. Allah bu batıl inançlara karşı insanları şöyle uyarır:


Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 3)


Allah'a dua etmek için çeşitli aracılara gerek olduğunu söyleyen kişiler, aslında dini zor göstererek insanları doğru yoldan saptırmaktadırlar. Çünkü "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız." (Kaf Suresi, 16) ayetiyle bildirildiği gibi, insana en yakın olan daima Allah'tır.

Yani insan her dilediği zaman Allah'a yönelebilir, dua ile yardım dileyebilir. Sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz samimi kalple dua eden kullarının duasına icabet edendir. İnsan Allah'ın varlığını ve yakınlığını hissederek dua etmelidir. Çünkü ancak Allah'ın varlığının farkında olan insan duanın anlamını ve önemini kavrar. Duanın özelliği, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir bağlantı kurmasıdır. İnsan tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allah'a açar, O'na yakarır ve Allah kulunun isteğine icabet eder, duasını karşılıksız bırakmaz. Dua etmek için özel vakitler beklenmesine, özel dua şekilleri oluşturulmasına da gerek yoktur. Her an, her dakika ve her yerde Allah'a dua edilebilir. İnsan bir yerden bir yere giderken, merdivenden inerken, alışveriş yaparken, yemek hazırlarken, televizyon seyrederken, asansördeyken, bir yerde beklerken, gece yattığı zaman, sabah kalktığında, kahvaltı ederken, araba kullanırken kısacası her yerde ve her zaman Allah'a dua ederek, Allah'tan istediklerini belirtebilir. Bunun için, aklından geçirmesi dahi kafidir, çünkü Allah insanın sinesinde gizlediklerini bilen, herşeyden haberdar olandır. Mümin, Allah'ın kendisini işittiğini, gördüğünü, düşüncelerini bildiğini bilerek dua eder. Bu nedenle mümin içinden geçirdiği bir anlık bir düşünceyi bile Rabbimiz'in bildiğini bilerek bu önemli ibadeti, yer, zaman ayırt etmeden istediği şekilde yapabilir. Böyle önemli bir ibadette Allah'ın verdiği kolaylık mümin için lütuftur.



Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır.
Rablerine korku ve umutla dua ederler…
(Secde Suresi, 16)

Dua denilince akla, insanın Allah'ı zikretmesi, Allah'a kusurlarını itiraf etmesi, kendisinin ve müminlerin ihtiyaçlarını istemesi, dile getirmesi gelir. Bunun içinse duada Allah'a karşı samimi bir üslup olmalıdır.


Allah'ın azametini hisseden, O'nun azabından korkan ve rızasını kazanmayı isteyen insan, kalbinden gelen samimi ve dürüst ifadelerle O'na yönelir. Aynı şekilde kendisini Allah'a teslim etmiş, dost ve yardımcı olarak O'nu benimsemiş olan insan, her türlü sıkıntısını ve derdini O'na açar. "...Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum..." (Yusuf Suresi, 86) diyen Hz. Yakub gibi, ruhundaki tüm sıkıntılarını ve taleplerini O'na söyler, her türlü yardım ve hayrı O'ndan ister. Dua sırasında önemli olan kulun o anki ruh hali, içindeki niyeti, samimiyetidir.



Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
(Kaf Suresi, 16)

Dua, mümin için çok büyük bir nimettir. Mümin yaptığı her işte Allah'a yönelip döner. İçin için, yalvara yalvara dua eder. En zor şartlarda bile, imanlı bir insan asla ümitsizliğe kapılmadan, Allah'tan güç, kuvvet ve sabır diler. Allah'ın her zaman herşeyin en hayırlısını yarattığını bilerek umutla ve korkuyla yalnızca Allah'a yalvarır. Allah'tan istediği herşeyin en hayırlı şekilde son bulacağını bilir. Bütün güç Allah'ın elindedir. Birşeyin olup olmaması yalnızca Allah'ın dilemesine bağlıdır. Mümin bunu bilerek Rabbimiz'e dua ettiği takdirde, Allah o insanın duasına onun için en hayırlı ve en güzeliyle icabet eder. Rahman ve Rahim olan Allah, ihtiyaç içinde olan insanların daima Kendisi'ne yöneldikleri takdirde işlerini kolaylaştıracağını şu ayetle bildirir:


Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)


Allah'ın kullarına verdiği bu sınırsız imkan hiç şüphesiz sonsuz rahmetinin bir tecellisidir. Allah Kuran'da insanlara yakınlığını, Kendisi'ne yönelenlerin velisi olacağını ve dua edenin duasına muhakkak icabet edeceğini pek çok ayetiyle bildirmektedir. Kullarına şah damarlarından dahi daha yakın olan Allah, tüm insanları Kendisi'ne dua etmeye çağırır. Dua ile Allah'tan yardım istemek, Allah'ın lütfu ve insanlara verdiği çok büyük bir nimettir. Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:


Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)


Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar. (Mümin Suresi, 60-61)



Öyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin...
(Mümin Suresi, 14)

Müminlerin, Allah'ın bu rahmeti ve nimeti üzerinde bir daha düşünerek Allah'ın rızasına uygun yaşamaları gerekir. Çünkü Allah'ın kendilerine verdiği bu kolaylık öyle büyük ve sınırsız bir imkandır ki; herşeyin Hakimi, sahibi olan tek güç sahibi Allah, insanlara istedikleri herşeye karşılık vereceğini vaat etmektedir. Ve Allah kesinlikle vaadinden dönmez. Ayetlerde Rabbimiz'in peygamberlerin ve salih müminlerin dualarına icabet ettiği bildirilmektedir. Hz. Zekeriya için ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:


Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın." Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 88-90)


İnsanların, hiç beklemedikleri bir felaketle karşılaştıklarında, amansız bir hastalığa yakalandıklarında, önemli bir sınav anında, kısacası çaresiz kaldıklarını hissettikleri bir zorluk anında akıllarına ilk gelen Allah'a sığınmaktır. Bunun tek sebebi vardır: Karşılaştıkları büyük bir felaketse, kendilerine yardımın ancak Allah'tan gelebileceğinin kesin olarak farkında olmaları… Ellerindeki tüm imkanlarını seferber etseler de çareleri tükenmiştir. Allah'tan yardım dilemek dışında yapabilecekleri başka hiçbir şey olmadığını bilmektedirler. İşte bu nedenle böyle anlarda insanların Allah'a yönelişleri; katıksız, içten ve samimidir. Ama söz konusu sorun ortadan kalkıp, işleri yoluna girdiğinde, insanların birçoğu daha önce sanki hiç Allah'a yakarmamış gibi eski gafil hallerine geri dönerler. Allah'ın yardımına muhtaç, acizlik içinde olan kendileri değilmişçesine isyankar olabilir, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi pervasızca yaşayabilirler. Halbuki başlarına bir başka felaket gelecek olsa, zorda kalacak olsalar yine Allah'a sığınacaklardır. Kendilerine hak gördükleri bu nankör halleri, söz konusu zorluğu ya da felaketi o an yaşamıyor olmalarından kaynaklanır. Şartların düzelmiş olması kendilerini aldatarak, onlara eski aciz hallerini unutturmuştur.

Ancak sonsuz adalet sahibi olan Allah onların bu nankörlüklerinin karşılığını da mutlaka verecektir. Rabbimiz bir ayette şöyle bildirmektedir:


De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (Furkan Suresi, 77)



Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.
(Mümin Suresi, 60)

Kuşkusuz dua, hiçbir ayrım olmadan insanların tümüne verilmiş bir fırsat, çok büyük bir nimettir. Ancak inkarcıların büyüklük gururu onları Allah'a karşı isyana sürüklediğinden, bu dua nimetinden yoksun kalır ve hayatlarının büyük çoğunluğunu sıkıntı ve acı çekerek, çaresizlik içinde ve umutlarını yitirmiş şekilde geçirirler. Allah'ın rahmetinden uzak bu yaşantıları ise onların Allah'a karşı müstekbirce davranmalarının dünyadaki karşılığıdır. Ancak bu büyüklenmelerinin asıl karşılığını ahirette bulacaklardır. Dünyada Allah'tan yardım dilemeyi reddederek kendi kendilerine zulmettikleri gibi, ahirette de kendileri için kötü bir son hazırlamış olurlar. Allah ayette şu şekilde bildirir:


Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)


Oysa müminler Allah'ın rahmetine kavuşmuş olarak, yaptıkları ve karşılaştıkları her işte Allah'tan rahmet umarak en büyük nimetlerden birine sahip olurlar. Onlar, Allah'a karşı acz içinde olduklarını bilirler. Allah'tan kendilerine gelen herşeyin bir hayırla yaratıldığına iman ederler. Yaratılan herşeyin Allah'a muhtaç olduğuna, herşeyin bilgisinin O'nun Katında olduğuna ve O'nun izni olmadan hiçbir şeyin ve hiç kimsenin müstakil gücü olmadığına kesin bir bilgi ile inanırlar. İşte bu nedenle acizliklerinin ve Allah'a olan teslimiyetlerinin bir ifadesi olarak her an Allah'a yönelerek, dua ile yardım dilerler. Allah'ın kendi çağrılarına -hayır gördüğü takdirde- mutlaka cevap vereceğini, gönülden istedikleri veya sadece kalplerinden geçirdikleri isteklerini kendilerine vereceğini ve onları daima koruyup kollayacağını bilirler. İşte bu nedenle de bu çok büyük nimet sayesinde dünyada ve ahirette Allah'ın rahmetini kazanan müminler olur.



… sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.
(Neml Suresi, 62)

Her işlerinde Allah'a yönelmenin ve sonuçlarını Allah'tan ümit etmenin rahatlığını yaşayan müminler dünya hayatı boyunca -inkarcıların ye'se ve ümitsizliğe düştüğü anlarda bile- umut ve neşelerinden hiçbir şey kaybetmezler. Çünkü bilirler ki, Allah'a sığınmanın rahatlığını, huzurunu, kalplerine verdiği sevinç ve coşkuyu başka hiçbir yolla elde edemeyeceklerdir. Bu da tevazu ve güzel ahlakı yaşamalarını sağlayan ve dünya hayatı boyunca onları daima Allah'a yaklaştıran en büyük nimetlerden biridir. Onlar, dua ettiklerinde, Rabbimiz'e içten yöneldiklerinde ve zorlukla karşılaştıklarında her zaman Allah'la beraber olduklarını bilirler. Rabbimiz'in kendilerini duyup, Kendisi'ne katıksızca yönelen kulları için ebedi ve eşsiz cenneti hazırlamakta olduğuna hiçbir şüpheye kapılmadan iman ederler. Bediüzzaman, müminlerin dua ederek Allah'a karşı gösterdikleri bu derin teslimiyeti ve Allah'a yönelmelerinin kendilerine yaşattığı iç rahatlığını bir sözünde şu şekilde açıklamaktadır.


"Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder, O'nun Kudret Eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil, bir Kerim Zat var, ona bakar, ünsiyet eder. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını defedebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp "Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin" der." (Mektubat, s. 291)

 

Kuran'da anlatılan dua anlayışının insan hayatına geçirilmesi çok önemli bir konudur. Ne yazık ki insanların büyük bir kısmı Kuran'dan habersiz oldukları veya Kuran'ı yeteri kadar bilmedikleri için, belki de hayatlarında bir defa bile samimi olarak Allah'a yönelip, Kuran'da bildirildiği gibi dua etmezler.


Şu an okuduğunuz bu çalışmada ise, aslında Kuran'a göre "en büyük" olan (Ankebut Suresi, 45) Allah'ı zikretmenin önemi anlatılmıştır. Burada anlatılanları dikkate almak ve Allah'a tam O'nun dilediği gibi dua etmeye çalışmak ise hepimizin görevidir.


Bu hem büyük bir görev, hem de bizim ebedi hayatımızı kurtaracak büyük bir vesiledir. Çünkü Kuran'da, Allah'a dua etmeyenlerin sonunun ebedi cehennem azabı olduğu haber verilir:


Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)